09 Şubat 2010 Salı

Kitap


"Ben bu dünyayı anlayamadım
Niyetlendim de altından kalkamadım..."

Şeyh Bedreddin en sonlarda tüm kitaplarını bir nehire fırlatmış?!.
Ne güzel!.
Kimbilir ne kadar rahat ve dingin olmuştur.
Benim öyle halihazırda nehre atılacak kitabım yok-ki memlekette nehirde kalmadı- ama dingin ve huzur için bir şeyleri atmak benimde içime doğdu artık.

08 Şubat 2010 Pazartesi

Jean Baudrillard




Hiçbir şey baştan çıkarmanın kendisinden daha büyük olmayı beceremeyecektir; Onu yok eden düzen bile...

Fotoğraf sanatı bizim için bir 'cin kovma'dır. İlkel toplumun maskları vardı, burjuva toplumunun aynaları, bizim ise görüntülerimiz var. Fotoğrafı çekilen nesne geri kalan herşeyin yok olmasının izidir sadece. Neredeyse kusursuz bir cinayet. Fotoğraftır bizi görüntüsüz bir evrene, yani salt görünüşe, en çok yaklaştıran. Çünkü nesnedir bizi gören, nesnedir bizi düşleyen. Dünyadır bizi yansıtan, dünyadır bizi düşünen. Budur temel kural.

Ne estetik ne cinsel bir inancımız var ama hala bunlara sahip olmayı öğreniyoruz ve gerçek bir felaket olmayacak çünkü sanal felaket koşullarında yaşıyoruz. Hızla çoğalan aşırı şişen ama doğuramayan bir dünyanın bulantısı bu.

Farklılığın doğru kullanımı yoktur.Yalnıca ırkçılığın değil farklılığı sürdürmeye ve korumaya yönelik tüm ırkçılık

Felsefenin sırrı , belki de kendini tanımak veya nereye gittiğini bilmek değil, ötekilerin düşlediğini düşlemektir. Kendi başına inanmak değil, inananlara inanmaktır.

Artık inanamıyoruz; ama inanana inanıyoruz. Artık sevemiyoruz; yalnızca seveni seviyoruz. Artık ne istediğimizi bilmiyoruz, ama bir başkasının istediğini isteyebiliyoruz. İstemek, yapabilmek ve bilmek eylemleri terk edilmedi ama bir başkasına devredilerek genel olarak ilga edildiler.

Kapitalizm erkeği tehlikesiz hale getirip, ehlileştirmek, bir dolap beygiri yapmak için kadını kullanır.

Tanrı var ama ben inanmıyorum ya da Tanrı yok ama ben inanıyorum önermeleri paradoksal bir şekilde eğer Tanrı varsa inanmak anlamsızdır, eğer Tanrı yoksa inanma bir zorunluluğa dönüşmektedir anlamına gelirler. Eğer birşey yoksa ona inanmak lazımdır. Öyleyse Tanrı'ya inanmak o'nun varlığından, belirginliğinden ve şu anda buradalığından kuşkulanmak demektir.

Jean Baudrillard

15 Ağustos 2009 Cumartesi

Fernando



Çocukken kimselere soramadığım, kafama takılan problemler oluyordu.
Mesala ilkokuldayken sabahları okula gitmek bazen çok zoruma giderdi, çünkü hep evi özlerdim ve kendi kendime "neden okul için dışarıya gidiyoruz ki evde annemiz bize eğitim versin işte" gibi sitemlerde bulunurdum.
Aslında yabana atılacak bir fikir de değilmiş yani, şimdi bize verilen eğitim sistemlerini görünce bayağı akılcı bir radikal ütopyamış.

Yine o zamanlar her akşam TRT'de çıkan Manuela dizisindeki zengin Fernando'nun her sabah siyah çantasıyla Manuela'yı öpüp işe gitmesini bir türlü çözemiyordum. "Bu adam zengin neden çalışmaya gidiyor ki?, otursun işte evde ve karısı mutlu olsun" gibi.
Komik olan tarafı ise bugün de o zengin dediğim adamların sabah erkenden işe gitmelerine hala anlam verememem.

Demek ki yedisin de insan ne ise yetmişinde de bazen hala aynı düşünüyor.

11 Ağustos 2009 Salı

Şilve


DTP başkanı Ahmet Türk'ün şilvesi ile makalelerinde dalga geçen Hüriyyet gazetesinin yazarlarına en iyi cevap hiç okumadığım ve hiç ummadığım Yeni Şafak gazetesinden Salih Tuna'dan geldi.
".....
Anadilinde konuşmayı yasaklayacaksın, senin anadilinde konuşunca da dalga geçeceksin!
Anadilde konuşmasını yasak ettiğiniz insanlardan Zeki Müren Türkçesi mi bekliyordunuz lan siz?.
....."

Ne denilir? Ağzına sağlık Laz Salih.

03 Ağustos 2009 Pazartesi

Rüzgâr


Soğuk ve rüzgârlı bir gece.
Arkadaşımla dere kenarında duruyoruz, sessiz ve dalgın.
Benim ona anlatacağım bir şey yoktu, onunda bana.
Rüzgârın sesini dinliyor ve ağaç yapraklarından çıkardığı seslere kesilmiştik.
Seslerde insansı sesler vardı sanki !; bağırmalar, gülmeler, kızmalar, şarkı… söylemeler.
Gece ve rüzgâr resmen hayat halindeydi.

Arkadaşımla konuşacak hiç bir şeyimiz yoktu, ama gece ve rüzgarın konuşacakları bayağı çok şeyleri varmış.
Bizde sessizce onları dinledik.

31 Temmuz 2009 Cuma

Gece


Nefesim daralıyor, kendimi hemen dışarıya atıyorum.
Gece, sis, dağ ve soğuk bir rüzgar.

Biraz sakinleştiriyor karanlık beni, bir an için gözüme giren imge kirliliğini engelliyor. Beynim ile ben baş başa kalıyorum.

Bir sigara yakarak dikkatimi yıldızlara veriyorum. 'Dışarıdaki dünya ne kadar büyük, biz ne kadar basitiz!.'
Gündelik hayatın devinimleri aklıma gelerek, sinirleniyorum.
'Neden her seferinde yukarıdaki gece resmi asaleti, arılığı, büyüklüğü canlandırırarak ve öte taraftan bu gezegeni ise kirlilik hissi uyandırır bizde!?.'

Başımı aşağı indirerek, buruk bir tatla sigaranın izmaritini ezip tekrar gezegendeki tiyatro rolüme geri dönüyorum.

09 Temmuz 2009 Perşembe

Hac


Simyacı romanındaki 'yokuşun yukarısındaki kristalci dükkanın sahibi'; “benim yaşama nedenim bir gün hac'a gitmek” diyordu.
Çoban ise “git öyle ise” demişti, ama kristalcinin cevabı hazırdı “evet giderim, ama ya sonra!?, yaşama nedenim kalmaz.”
İnsan olarak işte bu kadar kırılgan ve zayıfız.