Omar m'a tuer - Beni Ömer öldürdü

27 Haziran 2011 Pazartesi | by Baran |



Fransa’da bu hafta gösterime giren Omar M’a Tuer (Omar Beni Öldürdü/Filmin ismindeki gramer hatası bilerek yapılmış) özellikle kuzey afrika asıllı yönetmenlerin son yıllarda sık sık başvurduğu “politik” sinemanın güzel bir örneği…

Birçok filmde oynadığı başrollerle yakından tanıdığımız Roschdy Zem’in ikinci yönetmenlik denemesi “Omar M’a Tuer” bir cinayet ve ardından gelen davanın hikayesini anlatıyor. 1991′de Fransa’nın Grasse bölgesinde işlenen cinayette, evin duvarına kanla “Omar beni öldürdü” yazıldığı için, evin arap asıllı bahçıvanı tutuklanmış ve mahkemenin ardından 18 yıl hapishanede yatmıştı.

Olayın aslı bugün hala bilinmiyor. Omar Raddad’ın hiçbir motivasyonu olmadan cinayet işlediğine büyük bir çoğunluk inanmıyor. Olayın savcılık ve savunma tarafının da duvardaki yazı dışında sağlam kanıtlar ortaya koyamadığı davada, Raddad’ın sadece göçmen olduğu için suçlu bulunduğu tezi de doğruluk kazanıyor.

Film, konusunun ilgi çekiciliğinin yanısıra, iki büyük oyuncu Sami Bouajila ve Denis Podalydès’in de karşılıklı döktürdüğü bir yapım.


Fas kökenli Omar Raddad, 9.5 yıl sonra suçsuz olduğunu belki de bütün Fransız kamuoyuna yüksek sesle haykırabilecek. Her şey, 65 yaşındaki zengin dul bayan Ghislaine Marchal'ın 1991'de Cote d'Azur'daki villasının deposunda ölü bulunması ile başladı. Marchal'ın cansız bedenindeki bıçak izleri ve yaralar, yaşlı kadının katille boğuştuğunu gösteriyordu. Kurban ölmeden önce deponun kapısının üzerine kanıyla 'Beni Omar öldürdü' cümlesini yazabilmişti. Kaloriferin üzerine de aynı cümleyi yazmaya çalışmış, ancak sözcüklerini tamamlayamamıştı. Şüpheler, villanın bahçıvanı Omar'ın üzerine yoğunlaştı. Ne kan analizi yapıldı, ne de önemli bir kanıt bulundu. Sadece kumar meraklısı Faslı gencin, borç vermeyi reddettiği için patronunu öldürdüğü iddia edildi. Sonunda Omar 18 yıla mahkûm edildi.
Onu kurtarmak için kimler devreye girmedi ki! İki özel dedektif gerçekleri araştırmaya başladı, olay kitaplara konu oldu. Son olarak Fas Kralı gencin affını istedi. Fransa Cumhurbaşkanı Chirac sonunda iki sene önce Omar'ı affetti. O da yaşamına kaldığı yerden devam etti. Şu anda 38 yaşında, et ticareti yapan bir firmada pazarlama sorumlusu. Toulon'da yaşıyor. Son günlerde ise çok mutlu. Fransa'da Çakıcı'nın savunmasını üstlenmiş olan ünlü avukatı Jacques Verges, geçenlerde ona suçsuzluğunun kanıtlanabileceği müjdesini verdi. Verges,
2000 başında dosyanın tekrar açılmasını sağlamıştı. Olayı aydınlatmak için kurulan araştırma komisyonu, kanla yazılmış cümlelerdeki DNA moleküllerini inceleyince bambaşka bir tablo ortaya çıktı. Kanda Marchal'ınkinden başka, bir erkeğin DNA'sı bulundu. Verges, yeni kanıtların Omar'ın suçsuzluğunu ortaya çıkaracağına inanıyor. Omar'dan alınacak kan ve DNA'ların karşılaştırılması olayın aydınlatılmasını sağlayacak. Fransızların üçte ikisi baştan beri Omar'ın suçsuz olduğunu düşünüyordu.


No Comments »

Mutsuzluk

| by Baran



Son yıllarda insanoğlunun mutsuzluğu mu arttı yoksa bu konuda farkındalık mı oluştu?
Herkes mutlu olmak istiyor ama olamıyor. Kimileri bakış açısını değiştiremiyor, kimileri isemutsuzluktan besleniyor. Pekimutlu olmak vemutsuzluktan uzak kalmak için ne yapmak gerekiyor?
10 yıl öncesiyle karşılaştırıldığında, günümüzde; çatışma ve stres kadar, yenimutlulukların da arttığına dikkat çeken İ.Ü. İstanbul Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Konsültasyon-Liyezon Psikiyatrisi Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Sedat Özkan, bunu içinde bulunduğumuz çağın güzel ve özel bir yönü olarak görmek gerektiğini dile getiriyor. Prof. Dr. Özkan’a göre,mutsuzluktan çok insanoğlunun gündemi artıyor ve bu durumstresin fazlalaşmasına neden oluyor.

ÇAĞA AYAK UYDURMAK TEMEL ŞART!
Günümüzde, çağa ayak uyduran insan, ‘mutlu insan’ olarak değerlendiriliyor. Çağı yakalayamayanlar ise hem kendileriyle hem de çevreleriyle çatışmaktan kurtulamıyor. “Eskiden köyde yaşayan ve ömrünü 20 kilometrekarelik alanda geçiren insan da kendince mutluydu” diyen Prof. Dr. Özkan; bunun, bu kişilerin başka dünyaları tanımamasından ve farkındalıklarının az olmasından kaynaklandığını söylüyor.
Özkan’a göre, farkındalığın çoğalması hem mutluluğu hem de mutsuzluğu artırıyor. Günümüz insanı çok fazla uyaranla karşılaşıyor. Alışılmadık, tanınmayan ve nasıl başa çıkılacağı bilinmeyen uyaranlar şokların yaşanmasına neden oluyor. Televizyonda dünyanın her yerindeki gelişmeleri izleyen, bilgiye ve teknolojik çağa anında uyum sağlama kabiliyeti olan insan sorunlarla daha kolay baş ederken, bir diğeri yüklerin ve sorunların üstesinden gelemediği için ağırlıkların altında ezilmekten kurtulamıyor.

GERÇEĞİ VE İLLÜZYONU AYIRMAK ŞART!
“Yerleşik düzenin hâkim olduğu dönemde mutluluk aile tarafından sunulurdu” diyen Prof. Dr. Özkan, o dönemde bireyin ön planda olmadığını, kişi için doğru, yanlış ve sağlıklı olan her şeyin kalıplar halinde çizildiğini söylüyor. Eskiden insanoğlu kendisiyle hesaplaşmaz ve yüzleşme ihtiyacı duymazken, günümüz insanı bireyselleşmesiyle dikkat çekiyor. Bireyselleşme arttıkça insanın kendisiyle yüzleşmesi de artıyor. Bu durum hem sorun hem de gerçek mutluluk anlamına geliyor. İnsanın kendini keşfetmesi bireyselleşmeyi getiriyor ve var oluşuyla yüzleşen insan diğerlerinden ayrışıyor. Böylelikle insanoğlu içinde bulunduğu toplumu ve kendisini; öğretilerden, dogmalardan ve kalıplardan bağımsız algılamaya başlıyor.
Prof. Dr. Özkan gerçek mutluluğu illüzyon mutluluklardan ayırmanın şart olduğunu söylüyor. Yöresel ve töresel mutluluğun yerini bilgi çağında evrensel mutluluğun aldığını belirten Özkan, “Kendi alanlarının evrenselini yakalayan insanlar ve bu tür meslek gruplarında çalışanlar daha mutlu oluyor” diyor. Kalıpçı ve dogmatik düşünenlerin mutlu olmaları ise pek mümkün görülmüyor. Özkan, Türklerin dönüşümü gerçekleştirme kabiliyeti olan bir toplum özelliği gösterdiğinin altını çiziyor ve ekliyor: “Türklerin sentez yapma kabiliyeti yüksek. Türkler hem geldikleri kültürün köklerini taşıyor hem yaşadıkları coğrafyanın kültürünü sentezliyor hem de evrensel kültür değerlerine uyum gösteriyor. Bu durum, uyum sağlama becerilerinden kaynaklanıyor.”

BİLİNÇALTINDAKİ KALIPLAR DEĞİŞMELİ
Prof. Dr. Özkan, mutsuz olduklarını söyleyerek kendisine başvuran pek çok kişiyle yaptığı görüşmelerin sonucunda, bu kişilerin o kadar da mutsuz olmadıklarını fark ettiklerini söylüyor. “Mutlu olmadığını düşünen kişilerin ya mutluluk anlayışlarında sorun var ya da bu kişiler tembel” diyen Özkan, kişinin önce mutluluğun ne olduğunu ortaya koyması, sonra da buna ulaşmak için mücadele etmesi gerektiğine dikkat çekiyor.
İnsanların hayata ve kendilerine bakışlarıyla ilgili yanlışları da mutsuzluğu tırmandırıyor. Bunu bir örnekle açıklayan Özkan, “Dayağın cennetten çıkma olduğuna inanan birinin beynine ve bilinçaltına yanlış kalıplar yerleşiyor ve bunun değiştirilmesi gerekiyor” diyor. Mutluluk; çaba, emek, mücadele, öğrenme, iletişim, paylaşım ve adaptasyon sonucunda elde ediliyor.

MUTSUZLUKLAR TEMBELLİKLE BESLENİR
“Mutsuzluk genetik midir?” sorusuna, “Bazıları hep mutsuzdur” yanıtını veren Prof. Dr. Sedat Özkan, bunun bir kişilik özelliği olduğunu söylüyor ve mutsuz olan kişilerin genellikle tembellikle beslendiklerine dikkat çekiyor. “Hayatı sürekli mutsuzluktan yakınarak geçirmek yaşamsal bir mastürbasyondur” diyen Prof. Dr. Özkan, kişinin kendisiyle ve mutsuzluklarıyla yüzleşmesinin atılması gereken en önemli adım olduğunu söylüyor. Mutlu olmanın öğrenilebileceğine dikkat çeken Özkan, “Kişi kendisini mutsuz eden gerçeklerle ve kendisiyle yüzleşmeli. Değiştirebileceği şeyleri değiştirmeli, değiştiremeyeceklerini ise olduğu gibi kabullenmeyi öğrenmeli” diyor.

TAKINTILI KiŞiLiK YAPISI MUTLULUĞA ENGEL TAKINTILI
kişilik yapısı da mutluluğun önünde engel oluşturabiliyor. Prof. Dr. Sedat Özkan, “Bu durumda, bu kişilik özelliği değiştirilmeli ve kişinin kendini doğru ifade etmesine yardımcı olunmalı” diyor. Bu noktada; yetişme şekli ve çocukluk deneyimleri ön plana çıkıyor.
Çocukluk dönemindeki travmaların, kişide farkında olmadan yerleşik kalıplar yaratabildiğini belirten Prof. Dr. Özkan, “Örneğin ucuz çapkınlık yapan ve şiddet uygulayan bir baba modeliyle büyüyen kız çocuğunun kafasında erkeklere ilişkin bir kalıp oluşuyor. Bu sorunun giderilmesi için travmanın etki ve uzantılarının tüm yönleriyle ele alınması öneriliyor” diyor.

MUTSUZLUK NEDENLERİ
Yerleşik davranışlar
Yanlış eğitim
Olumsuz yaşam deneyimleri
Geçmişteki travmalar
Hayata bakış açısındaki yanlışlıklar
Bireysel düşünme kapasitesinin azlığı
Önyargılar
Kendini ifade edememe
Öğrenme ve keşfetme merakının azlığı
Çağa ve yeni durumlara adapte olamama
Paylaşamama

Prof. Dr. Sedat Özkan


No Comments »

Uzaklar

| by Baran |





Bu, kaldığım mahalle ve şehirden başlayıp ta içinde bulunduğum gezegene kadar devam eden bir süreç.
Geceleri başım hep göğe, yıldızlara ve diğer gezegenlere dönüktür.
Sanki oralarda bensiz güzel bir hayat varmış duygusu.
Mutsuzluğun en dip noktası ama bir o kadarda heyecan verici bir arzu.


No Comments »